
Yazarlar: Sermaye Piyasası Hukuku Departmanı, Prof. Dr. Ali Paslı, Av. Mustafa Şahin
Giriş
Halka açık anonim ortaklıklarda kurumsal yönetim yapısı, yalnızca şirket içi yönetim ilkelerinin belirlenmesinden ibaret olmayıp aynı zamanda sermaye piyasasının güvenilirliği ve yatırımcıların korunması bakımından da merkezi bir rol oynamaktadır. Türkiye’de kurumsal yönetim rejiminin normatif çerçevesi esas olarak Sermaye Piyasası Kurulu’nun Kurumsal Yönetim Tebliği (II-17.1) (“Tebliğ”) ile bu Tebliğ ekinde yer alan Kurumsal Yönetim İlkeleri tarafından belirlenmektedir. Tebliğ, halka açık ortaklıkların yönetim yapısını, pay sahipleri ile ilişkilerini, kamunun aydınlatılması yükümlülüklerini ve yönetim kurulu organizasyonunu düzenleyen bütüncül bir düzenleme niteliğindedir. Tebliğin amacı, ortaklıkların yönetim yapılarında şeffaflık, hesap verebilirlik ve etkin denetim mekanizmalarının tesis edilmesini sağlamaktır.
Kurumsal Yönetim Tebliği kapsamında getirilen düzenlemeler, şirketlerin yalnızca iç organizasyonlarını değil; aynı zamanda pay sahipleri ile ilişkilerden, ilişkili taraf işlemlerine ve önemli nitelikteki işlemlerin onay mekanizmalarına kadar uzanan geniş bir alanda bağlayıcı kurallar içermektedir. Bu yönüyle Tebliğ, sermaye piyasası hukukunda şirket yönetimine ilişkin en kapsamlı düzenlemelerden birini oluşturmaktadır.
I. Kurumsal Yönetim İlkelerinin Normatif Yapısı
Kurumsal Yönetim Tebliği, kurumsal yönetim rejimini iki temel mekanizma üzerinden kurgulamaktadır. Bunlardan ilki uyulması zorunlu ilkeler, ikincisi ise “uy ya da açıkla” (comply or explain) mekanizmasıdır.
Tebliğ uyarınca bazı kurumsal yönetim ilkeleri halka açık şirketler açısından bağlayıcı niteliktedir ve şirketlerin bu ilkelere uygun yönetim yapısı kurmaları zorunludur. Buna karşılık Tebliğ ekinde yer alan diğer ilkeler bakımından şirketlere esneklik tanınmış; ancak bu ilkelerin uygulanmaması halinde şirketlerin gerekçelerini kamuya açıklaması zorunlu tutulmuştur. Bu açıklama yükümlülüğü, uygulamada Kurumsal Yönetim Uyum Raporu aracılığıyla yerine getirilmektedir.
Tebliğin 8. maddesi uyarınca, halka açık ortaklıkların yıllık faaliyet raporlarında kurumsal yönetim ilkelerine uyum durumlarına ilişkin ayrıntılı açıklamalara yer verilmesi gerekmektedir. Şirketler; hangi ilkelere uyduklarını, hangi ilkelere uyamadıklarını ve uyumsuzluğun gerekçelerini faaliyet raporunda kamuya açıklamak zorundadır. Bu raporlar aynı zamanda Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) üzerinden yayımlanmakta ve yatırımcıların şirket yönetimi hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlamaktadır.
Bu mekanizma, hukuki zorunluluk ile piyasa disiplininin birleştiği hibrit bir düzenleme modelini ortaya koymaktadır.
Kurumsal Yönetim Tebliği, halka açık şirketleri tek tip bir düzenleme rejimine tabi tutmamakta; şirketleri piyasa değerleri ve fiili dolaşımdaki paylarının piyasa değeri dikkate alınarak üç gruba ayırmaktadır. Bu gruplandırma kapsamında şirketler birinci grup, ikinci grup ve üçüncü grup olarak sınıflandırılmakta ve her bir grup bakımından uygulanacak kurumsal yönetim yükümlülükleri farklılaşabilmektedir.
Bu ayrım özellikle bağımsız yönetim kurulu üyelerinin sayısı, komitelerin oluşturulması ve bazı kurumsal yönetim ilkelerinin uygulanması bakımından önem taşımaktadır. SPK tarafından yapılan bu sınıflandırma her yıl güncellenmekte ve Kurul bülteninde ilan edilmektedir. Böylece şirketlerin büyüklükleri ve sermaye piyasasındaki sistemik önemleri dikkate alınarak farklı yoğunlukta kurumsal yönetim yükümlülükleri uygulanmaktadır.
II. Pay Sahiplerinin Haklarının Korunmasına İlişkin Kurumsal Yönetim Mekanizmaları
Kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde pay sahiplerinin haklarının korunması temel önceliklerden biridir. Bu kapsamda özellikle bilgi alma hakkı, genel kurula katılım hakkı, oy hakkı ve azlık haklarının genişletilmesi gibi mekanizmalar ön plana çıkmaktadır.
Pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme hakkı kurumsal yönetim sisteminin merkezinde yer almaktadır. Bu hak, yalnızca genel kurul toplantıları ile sınırlı olmayıp şirketin finansal durumu, faaliyetleri ve yönetim kararlarına ilişkin bilgilere erişimi de kapsamaktadır. Halka açık ortaklıklar bu yükümlülüğü yerine getirebilmek amacıyla kurumsal internet sitelerinde kapsamlı bir bilgilendirme altyapısı kurmak zorundadır.
Kurumsal yönetim ilkeleri doğrultusunda şirket internet sitesinde aşağıdaki bilgi ve belgelerin sürekli erişilebilir şekilde yayımlanması öngörülmektedir:
Bu düzenlemeler, sermaye piyasasında bilgi asimetrisinin azaltılması ve yatırımcıların bilinçli karar alabilmesi açısından kritik öneme sahiptir.
Yatırımcı İlişkileri Bölümü
Kurumsal yönetim ilkeleri uyarınca halka açık şirketlerde pay sahipliği haklarının etkin şekilde kullanılabilmesi amacıyla bir Yatırımcı İlişkileri Bölümü oluşturulması zorunludur. Bu bölüm, pay sahipleri ile şirket yönetimi arasındaki iletişimin kurumsal bir yapı içinde yürütülmesini sağlamaktadır.
Yatırımcı ilişkileri bölümünün temel görevleri arasında pay sahiplerinden gelen bilgi taleplerinin karşılanması, genel kurul süreçlerinin hazırlanması, kurumsal yönetim uyum raporunun hazırlanmasına katkı sağlanması ve yatırımcılarla iletişimin yürütülmesi yer almaktadır. Bu bölüm aynı zamanda şirketin kamuyu aydınlatma yükümlülüklerinin yerine getirilmesi bakımından da önemli bir işlev üstlenmektedir.
III. Genel Kurul Süreçleri ve Kurumsal Yönetim Standartları
Kurumsal yönetim ilkeleri genel kurul mekanizmasının etkin ve katılımcı bir şekilde işletilmesini hedeflemektedir. Bu kapsamda genel kurul toplantı çağrısının, pay sahiplerinin mümkün olan en geniş katılımını sağlayacak şekilde yapılması öngörülmektedir.
Genel kurul toplantı ilanının toplantı tarihinden en az üç hafta önce yapılması ve bu ilanların elektronik iletişim araçları dahil olmak üzere mümkün olan en geniş iletişim kanalları kullanılarak pay sahiplerine duyurulması gerekmektedir.
Bunun yanında kurumsal yönetim ilkeleri, genel kurul gündeminin ayrıntılı ve açıklayıcı şekilde hazırlanmasını zorunlu kılmaktadır. Gündemde yer alan her bir maddeye ilişkin açıklayıcı bilgi dokümanlarının pay sahiplerinin erişimine sunulması gerekir.
Kurumsal yönetim rejimi ayrıca belirli işlemlerde pay sahiplerinin korunmasını sağlamak amacıyla ilişkili tarafların oy kullanmasını sınırlandıran mekanizmalar da öngörmektedir. Özellikle ilişkili taraf işlemlerinin genel kurul onayına sunulması halinde, işlem tarafı olan pay sahipleri bu oylamada oy kullanamamaktadır. Bu düzenleme, çoğunluk pay sahiplerinin şirket üzerinde kötüye kullanım riskini azaltmayı amaçlamaktadır.
IV. Önemli Nitelikteki İşlemler ve Bağımsız Yönetim Kurulu Üyelerinin Rolü
Kurumsal yönetim sisteminin en kritik unsurlarından biri, önemli nitelikteki işlemlerin denetimine ilişkin mekanizmadır. Kurumsal yönetim ilkeleri uyarınca aşağıdaki işlemler “önemli nitelikte işlem” olarak kabul edilmektedir:
Bu işlemler bakımından yönetim kurulunun karar alabilmesi için bağımsız yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğunun onayı aranır.
Bağımsız üyelerin çoğunluğu söz konusu işlemi onaylamadığı halde yönetim kurulunun işlemi gerçekleştirmek istemesi halinde, işlem zorunlu olarak genel kurul onayına sunulmak zorundadır. Bu durumda bağımsız üyelerin muhalefet gerekçeleri kamuya açıklanır ve KAP üzerinden duyurulur.
Kurumsal yönetim ilkeleri ayrıca bu tür genel kurul toplantılarında ilişkili tarafların oy kullanamayacağını düzenlemektedir. Böylece azınlık pay sahiplerinin korunması amaçlanmaktadır.
Bu mekanizma uygulamada bağımsız yönetim kurulu üyelerine fiilen “koruyucu veto” niteliğinde bir etki sağlamaktadır.
V. Yönetim Kurulu Yapısı ve Bağımsız Üyelik Rejimi
Kurumsal Yönetim Tebliği, halka açık şirketlerin yönetim kurulunun yapısına ilişkin ayrıntılı düzenlemeler içermektedir.
Buna göre yönetim kurulu en az beş üyeden oluşmalıdır. Yönetim kurulunda icrada görevli olan ve olmayan üyelerin bulunması gerekir. İcrada görevli olmayan üyeler arasında bağımsız üyelerin yer alması zorunludur.
Bağımsız yönetim kurulu üyelerinin sayısı, toplam yönetim kurulu üye sayısının en az üçte biri olmak zorundadır ve her durumda bağımsız üye sayısı ikiden az olamaz.
Bağımsız üyelerin seçimine ilişkin süreç de sıkı bir denetime tabidir. Bağımsız üye adayları öncelikle Aday Gösterme Komitesi tarafından değerlendirilir ve bağımsızlık kriterlerini taşıyıp taşımadıkları analiz edilir. Daha sonra bu aday listesi genel kuruldan en az 60 gün önce SPK’ya gönderilir. Kurul aday hakkında olumsuz görüş bildirirse söz konusu aday genel kurula sunulamaz.
Bağımsız üyelerin belirlenmesinde kullanılan kriterler, şirketle ekonomik veya kişisel bağ bulunmaması, son yıllarda önemli ticari ilişki kurulmaması ve şirket yönetimi üzerinde tarafsız karar verebilecek mesleki itibara sahip olunması gibi unsurları içermektedir.
VI. Yönetim Kurulu Komiteleri
Kurumsal yönetim ilkeleri, yönetim kurulunun etkin çalışabilmesi amacıyla belirli komitelerin oluşturulmasını zorunlu kılmıştır.
Bu kapsamda halka açık şirketlerde aşağıdaki komitelerin kurulması gerekmektedir:
Şirket yapısının küçük olması halinde bazı komitelerin görevleri Kurumsal Yönetim Komitesi tarafından yerine getirilebilir. Ancak Denetimden Sorumlu Komitenin kurulması zorunludur. Bu komitelerde icra başkanı veya genel müdür görev alamaz. Ayrıca bağımsız yönetim kurulu üyelerinin komitelerde etkin şekilde yer alması gerekmektedir.
VIII. İlişkili Taraf İşlemleri ve Bağımsız Üye Onayı
Kurumsal yönetim rejimi kapsamında şirketlerin ilişkili taraflarla gerçekleştirdikleri işlemler, sıradan ticari işlemlerden farklı ve daha sıkı bir denetime tabi tutulmuştur. Bunun temel nedeni, bu işlemlerde şirket malvarlığının hâkim ortak, grup şirketi, yönetim kurulu üyesi veya şirket üzerinde etkisi bulunan diğer kişiler lehine piyasa koşullarına aykırı şekilde yönlendirilmesi, başka bir ifadeyle örtülü kazanç aktarımı riskinin daha yüksek olmasıdır. Bu sebeple Tebliğ, ilişkili taraf işlemlerini yalnızca kamuyu aydınlatma boyutunda değil, aynı zamanda karar alma sürecinin yapısına müdahale eden özel bir onay mekanizmasına bağlamıştır.
İlişkili taraf kavramının belirlenmesinde Tebliğ, ilgili muhasebe standartlarına ve özellikle Türkiye Muhasebe Standardı 24 (TMS 24) hükümlerine atıf yapmakta; dolayısıyla bir işlemin ilişkili taraf işlemi sayılıp sayılmayacağı değerlendirilirken şekli hukuki ilişkiden ziyade taraflar arasındaki fiili ekonomik ve yönetsel bağ dikkate alınmaktadır. Bu kapsamda hâkim ortaklar, yönetim kurulu üyeleri, üst düzey yöneticiler, bunların yakınları ve şirket ile aynı kontrol yapısı altında bulunan diğer şirketler ilişkili taraf olarak kabul edilebilmektedir.
Tebliğ uyarınca, şirketin ilişkili taraflarla gerçekleştirdiği işlemler ile üçüncü kişiler lehine verilen teminat, rehin ve ipotekler bakımından yönetim kurulu kararlarının geçerli olabilmesi için bağımsız yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğunun onayı aranır. Bu düzenleme, özellikle şirket üzerinde kontrol sahibi olan pay sahiplerinin veya yöneticilerin şirket kaynaklarını kendi lehlerine kullanmasını engellemeye yönelik bir denetim mekanizması oluşturur.
Bağımsız yönetim kurulu üyelerinin söz konusu işlemi onaylamaması halinde, işlem yönetim kurulu kararı ile yürürlüğe konulamaz. Bu durumda işlemin tüm detayları kamuyu aydınlatma düzenlemeleri çerçevesinde KAP’ta açıklanmakta ve işlem genel kurulun onayına sunulmaktadır. Genel kurul oylamasında ise işlemin tarafı olan ilişkili kişiler oy kullanamaz. Böylece azınlık pay sahiplerinin çıkarlarının korunması amaçlanmaktadır.
Uygulamada ilişkili taraf işlemleri, sermaye piyasası düzenlemeleri bakımından en sık incelemeye konu olan işlemler arasında yer almaktadır. Bu nedenle halka açık şirketlerin ilişkili taraflarla gerçekleştirdikleri işlemleri hem karar alma süreçlerinde kurumsal yönetim ilkelerine uygun şekilde yapılandırmaları hem de söz konusu işlemlerin gerekçelerini ve ekonomik şartlarını şeffaf biçimde kamuya açıklamaları büyük önem taşımaktadır.
VII. SPK’nın Gözetim ve Müdahale Yetkisi
Kurumsal yönetim ilkelerinin uygulanması yalnızca şirketlerin kendi inisiyatifine bırakılmamış, aynı zamanda SPK’nın aktif gözetim ve müdahale yetkisi ile desteklenmiştir. Tebliğ uyarınca Kurul, kurumsal yönetim ilkelerine uyulmaması halinde ortaklıklara belirli bir süre tanıyabilir, gerekli görülen durumlarda dava açabilir veya ihtiyati tedbir talep edebilir.
Bunun yanında, uyum yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde SPK’nın bağımsız yönetim kurulu üyelerini resen atayabilmesi de mümkündür. Bu yetki, kurumsal yönetim ilkelerinin uygulanmasının yalnızca tavsiye niteliğinde olmadığını, aksine düzenleyici otorite tarafından etkin biçimde gözetildiğini göstermektedir.
Sonuç
Tebliğ ve ekinde yer alan Kurumsal Yönetim İlkeleri, Türkiye’de halka açık şirketlerin yönetim yapısını şekillendiren temel düzenleyici çerçeveyi oluşturmaktadır. Tebliğ; pay sahiplerinin haklarının korunması, kamunun aydınlatılması, menfaat sahiplerinin gözetilmesi ve yönetim kurullarının etkin şekilde çalışması için ayrıntılı kurallar getirmiştir.
Özellikle bağımsız yönetim kurulu üyelerine tanınan yetkiler, ilişkili taraf işlemlerine ilişkin onay mekanizmaları ve kurumsal yönetim uyum raporu sistemi, sermaye piyasasında şeffaflık ve hesap verebilirliğin sağlanmasına yönelik önemli araçlar olarak öne çıkmaktadır.
Kurumsal yönetim ilkelerinin etkin şekilde uygulanması, yalnızca düzenleyici yükümlülüklerin yerine getirilmesi anlamına gelmemekte; aynı zamanda şirketlerin yatırımcı güvenini artıran ve sermaye piyasalarına erişimini kolaylaştıran bir kurumsal yönetim kültürünün oluşturulmasına katkı sağlamaktadır.
Güncel Bilgilerden Haberdar Olun
Ekibimizin Akademiye Katkıları