
Yazarlar: Şirketler Hukuku Departmanı, Av. Mustafa Şahin
Giriş
Anonim şirketlerde sermaye artırımı, yalnızca şirketin finansman ihtiyacını karşılamaya yönelik teknik bir işlem olarak değerlendirilmemelidir. Bu işlem, aynı zamanda ortaklık yapısının yeniden şekillenmesine, mevcut pay sahiplerinin ekonomik ve yönetsel konumlarının değişmesine ve yeni yatırımcıların şirkete dahil olmasına imkân tanıyan kurumsal bir mekanizmadır. Bu yönüyle sermaye artırımı, anonim şirketler hukukunun hem şirketin mali yapısına hem de pay sahipliği ilişkilerine doğrudan etki eden temel alanlarından birini oluşturur.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”), sermaye artırımı rejimini sistematik bir şekilde düzenlemiş; sermaye taahhüdü yoluyla artırım, iç kaynaklardan artırım ve şarta bağlı artırım olmak üzere farklı yöntemler öngörmüştür. Bu çalışmada, söz konusu yöntemler arasında uygulamada en yaygın olan sermaye taahhüdü yoluyla artırım, özellikle ticaret sicili ve tescil boyutu ile birlikte ele alınmaktadır.
Sermaye Taahhüdü Yoluyla Artırımın Hukuki Niteliği
Sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımı, anonim şirket esas sözleşmesinde yer alan sermaye hükmünün değiştirilmesi suretiyle gerçekleştirilen ve şirkete dışarıdan malvarlığı unsurlarının girişini sağlayan bir sermaye artırımı türüdür. Bu yönüyle işlem, yalnızca finansman teminine ilişkin bir tasarruf olmayıp, doğrudan esas sözleşme değişikliği niteliği taşıyan bir şirketler hukuku işlemidir.
TTK m. 456 uyarınca sermaye artırımı esas sözleşmenin değiştirilmesi yoluyla yapılır. Esas sermaye sisteminde artırıma ilişkin karar genel kurul tarafından alınır ve bu karar, esas sözleşmenin sermayeye ilişkin maddesinin değiştirilmesi sonucunu doğurur.
Sermaye artırımı kararının alınması, işlemin tamamlanması bakımından yeterli değildir. TTK m. 456/3 hükmü uyarınca sermaye artırımı ticaret siciline tescil ile hüküm ifade eder. Tescil kurucu niteliktedir. Genel kurul kararının alındığı tarihten itibaren üç ay içinde tescil edilmemesi halinde sermaye artırımı kararı geçersiz hale gelir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.
Sermaye Taahhüdü ve İştirak Taahhütnamesi
Sermaye taahhüdü yoluyla artırımlarda artırılan sermayeyi temsil eden payların tamamının taahhüt edilmesi zorunludur. Taahhüt, esas sözleşme değişikliği metni içerisinde yer alabileceği gibi ayrı bir iştirak taahhütnamesi ile de yapılabilir.
TTK m. 459 ve m. 461 birlikte değerlendirildiğinde, iştirak taahhüdünün yazılı şekilde yapılması, kayıtsız ve şartsız olması ve taahhüt edilen payların ekonomik içeriğini belirleyecek unsurları içermesi gerekir. Bu kapsamda taahhütnamede payların sayısı, itibari değeri, varsa grubu, ödenecek bedel ve ödeme şartları açıkça gösterilmelidir.
İştirak taahhüdü ile pay sahibi sıfatı, tescil ile birlikte doğacak payların iktisabına yönelik olarak kazanılır. İştirak taahhüdü borçlandırıcı işlem niteliğinde olup, pay sahipliği sıfatı ve paydan doğan ayni haklar sermaye artırımının ticaret siciline tescili ile kazanılır.
Nakdi Sermaye Taahhüdü ve Ödeme Rejimi
Nakdi sermaye taahhüdünde, taahhüt edilen pay bedellerinin ödenmesine ilişkin esaslar TTK’da emredici şekilde düzenlenmiştir.
Taahhüt edilen payların itibari değerlerinin en az dörtte birinin sermaye artırımının tescilinden önce ödenmesi gerekir. Kalan tutarın en geç yirmi dört ay içinde ödenmesi zorunludur.
TTK m. 456/1 uyarınca, iç kaynaklardan yapılan artırım hariç olmak üzere, mevcut paylara ilişkin nakdi taahhütlerin tamamen yerine getirilmemiş olması halinde yeni bir sermaye taahhüdü yoluyla artırım yapılamaz.
TTK m. 462/3 hükmü uyarınca, şirket bilançosunda sermayeye eklenmesine izin verilen fonların bulunması halinde, bu fonların da eş zamanlı olarak sermayeye dönüştürülmesi gerekir. Bu zorunluluk ancak tüm pay sahiplerinin temsil edildiği ve kararın oybirliği ile alındığı genel kurulda kaldırılabilir. İç kaynaklara ilişkin sınırlamalar ve eş zamanlı artırım rejimi bu çalışmanın kapsamı dışında bırakılmış olup serinin devamında detaylı incelenecektir.
Banka Blokajı ve Tescil Sonrası Rejim
Nakdi sermaye taahhüdü yoluyla gerçekleştirilen sermaye artırımlarında, taahhüt edilen pay bedellerinin kanunda öngörülen asgari kısmının fiilen ödendiğinin tevsiki zorunludur. Bu kapsamda uygulamada, artırıma iştirak eden pay sahipleri tarafından ödenen tutarlar şirket adına açılan özel bir banka hesabına yatırılmakta ve söz konusu tutarlar banka nezdinde bloke edilmektedir. TTK’da nakdi sermaye artırımına ilişkin açık bir ‘blokaj’ düzenlemesi bulunmamakla birlikte, uygulamada ticaret sicili müdürlükleri tarafından, taahhüt edilen tutarın fiilen ödendiğinin tevsiki amacıyla banka nezdinde blokaj tesis edilmesi aranmaktadır.
Bloke edilen tutara ilişkin olarak banka tarafından düzenlenen yazıda, sermaye artırımı kapsamında yatırılan meblağ, yatıran pay sahiplerinin kimlikleri ve yatırılan toplam tutar açıkça gösterilir. Bu belge, ticaret siciline yapılacak tescil başvurusunda ibraz edilmesi gereken zorunlu belgeler arasında yer alır.
Blokaj rejimi, sermaye artırımı kararının alınması ile birlikte pay bedellerinin şirket tarafından serbestçe tasarruf edilmesini engelleyen geçici bir güvence mekanizmasıdır. Bu çerçevede, sermaye artırımına konu edilen tutarlar, artırımın ticaret siciline tesciline kadar şirket tarafından kullanılamaz.
Sermaye artırımının ticaret siciline tescil edilmesi ile birlikte, artırılan sermaye hukuken varlık kazanır. Tescilin gerçekleşmesini takiben, ilgili banka nezdindeki blokaj kaldırılır ve sermaye artırımına ilişkin olarak yatırılan tutarlar şirketin serbest kullanımına açılır.
Dolayısıyla, nakdi sermaye artırımlarında ödeme yükümlülüğünün yerine getirilmesi ile şirketin bu tutarlar üzerinde tasarruf edebilmesi arasında tescil anına bağlı bir ayrım bulunmaktadır. Ödeme, tescilden önce gerçekleştirilmekte; ancak bu ödemenin hukuki sonuçları ve şirkete sağladığı tasarruf imkânı, ancak tescil ile birlikte doğmaktadır.
Yönetim Kurulu Beyanı (TTK m. 457)
TTK m. 457 uyarınca, sermaye artırımında yönetim kurulu tarafından artırımın türüne göre bir beyan düzenlenir.
Bu beyanda, artırılan sermayenin tamamen taahhüt edildiği, kanunda öngörülen ödemelerin yapıldığı, ayni sermaye konulması halinde değerlemenin TTK hükümlerine uygun olduğu, iç kaynaklardan artırım yapılması halinde bu kaynakların şirket bünyesinde mevcut bulunduğu ve rüçhan hakkının sınırlandırılması veya kaldırılması söz konusu ise bunun sebepleri gösterilir.
Sicil incelemesinde bu beyan, artırımın kanuni şartlara uygun şekilde gerçekleştirildiğine ilişkin bir kontrol aracı olarak dikkate alınmakta olup, özellikle taahhüt ve ödeme koşullarının yerine getirilip getirilmediği bu beyan üzerinden değerlendirilmektedir.
Rüçhan Hakkı ve Yönetim Kurulu Raporu (TTK m. 461)
TTK m. 461 uyarınca, her pay sahibi yeni çıkarılan payları mevcut payları oranında alma hakkına sahiptir. Bu hak, esas sözleşme ile kaldırılmadıkça veya sınırlandırılmadıkça korunur.
Yönetim kurulu, yeni pay alma hakkının kullanım esaslarını belirler ve pay sahiplerine bu hakkı kullanabilmeleri için en az on beş günlük süre tanır. Bu süre, ilgili kararın ilanı ile başlar. Yönetim kurulunun bu kararı tescil ve ilan edilir.
Rüçhan hakkının sınırlandırılması veya kaldırılması halinde, bu işlemin haklı sebeplere dayanması gerekir. Bu durumda yönetim kurulu tarafından düzenlenen raporda, sınırlandırmanın veya kaldırmanın gerekçesi ile yeni payların primli veya primsiz çıkarılmasının sebepleri ve primin hesaplanma yöntemi gösterilir.
Bu rapor da tescil başvurusu kapsamında ticaret siciline sunulur.
Tescilde Sermaye Maddesi ve Pay Sahipliği Bilgileri
Sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımlarında, esas sözleşmenin sermayeye ilişkin maddesi tadil edilerek yeni sermaye tutarı ve payların itibari yapısı yeniden düzenlenir. Ancak ticaret sicili uygulamasında, bu tadil metninde pay sahiplerinin kimliklerinin ve hangi pay sahibinin ne kadar taahhütte bulunduğunun gösterilmemesi esası benimsenmiştir.
Bu yaklaşımın temelinde, anonim şirketlerde pay sahipliği yapısına ilişkin değişikliklerin kural olarak tescile tabi olmaması yatmaktadır. Nitekim anonim şirketlerde pay devri veya pay iktisabı sonucunda ortaya çıkan pay sahipliği değişiklikleri ticaret siciline tescil edilmez; pay sahipliği, pay defteri üzerinden takip edilir. Bu sistematik içinde, sermaye artırımı kapsamında yeni payların kimler tarafından taahhüt edildiğinin esas sözleşme metnine yansıtılması, anonimlik ilkesine ve sicilin fonksiyonuna aykırı kabul edilmektedir.
Bu nedenle ticaret sicili müdürlükleri, sermaye maddesinde yalnızca toplam sermaye tutarının, payların itibari değerinin, varsa pay gruplarının ve bu gruplara tanınan imtiyazların gösterilmesini yeterli görmekte; pay sahiplerinin isimlerinin veya sermaye dağılımının bu maddede yer almasını talep etmemektedir. Aksine, bu tür bilgilere yer verilmesi halinde tadil metninin düzeltilmesi istenebilmektedir.
Artırılan sermayenin kimler tarafından ve hangi tutarlarda taahhüt edildiği ise esas sözleşme metninden değil, iştirak taahhütnameleri ve genel kurul belgeleri üzerinden tespit edilir ve bu belgeler tescil başvurusunda ayrıca sicile sunulur. Bu ayrım, bir yandan sermaye artırımı işleminin şeffaflığını sağlarken, diğer yandan anonim şirket yapısına özgü olarak pay sahipliği bilgilerinin ticaret sicilinde alenileştirilmemesi ilkesini korumaktadır.
Ticaret Siciline Tescil Süreci ve Belgeler
Sermaye artırımının hüküm ve sonuç doğurabilmesi için ticaret siciline tescil edilmesi zorunludur. Başvuru süreci MERSİS üzerinden başlatılır ve ilgili ticaret sicili müdürlüğünde tamamlanır. Tescil başvurusunda ibraz edilecek belgeler, sermaye artırımının türüne ve özelliklerine göre değişiklik gösterebilmekle birlikte, belirli belgeler bakımından standart bir uygulama oluşmuştur. Bu belgeler, sicil incelemesinin hem şekli hem de maddi unsurlarını oluşturmaktadır.
Tescil başvurusunda genel olarak aşağıdaki belgeler ibraz edilir:
Rekabet Kurumu payı, artırılan sermayenin on binde dördü oranında hesaplanır ve tescil öncesinde ödenir.
Sonuç
Sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımı, anonim şirketlerde yalnızca sermayenin artırılmasına yönelik teknik bir işlem olmayıp, esas sözleşme değişikliği niteliği, pay sahipliği ilişkilerine etkisi ve ticaret siciline tescile bağlı kurucu sonuçları itibarıyla çok katmanlı bir hukuki süreçtir. Bu süreçte taahhüt, ödeme ve tescil aşamaları birbirinden bağımsız değil, birbirini tamamlayan unsurlar olarak ortaya çıkmakta; özellikle tescil aşaması, işlemin hukuki varlık kazanması bakımından belirleyici rol oynamaktadır.
Güncel Bilgilerden Haberdar Olun
Ekibimizin Akademiye Katkıları