M&A İşlemlerinde Rekabet Kurulu İzni: Kontrol Değişikliği, Ciro Eşikleri ve Gun-Jumping Riski

M&A İşlemlerinde Rekabet Kurulu İzni: Kontrol Değişikliği, Ciro Eşikleri ve Gun-Jumping Riski

M&A İşlemlerinde Rekabet Kurulu İzni: Kontrol Değişikliği, Ciro Eşikleri ve Gun-Jumping Riski

18 Eylül 2026
M&A İşlemlerinde Rekabet Kurulu İzni: Kontrol Değişikliği, Ciro Eşikleri ve Gun-Jumping Riski

Giriş

Birleşme ve devralma (“M&A”) işlemlerinde Rekabet Kurulu (“Kurul”) izni, yalnızca yüksek işlem bedelli veya tarafların aynı pazarda faaliyet gösterdiği işlemler bakımından gündeme gelen bir yükümlülük değildir. Bir işlemin Türkiye’de birleşme kontrolü rejimine tabi olup olmadığının belirlenmesinde esas olarak işlemin kontrolde kalıcı bir değişikliğe yol açıp açmadığı, işlem taraflarının cirolarının belirlenen eşikleri aşıp aşmadığı ve işlemin Kurul izni alınmadan önce uygulanıp uygulanmadığı önem taşımaktadır.

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (“4054 sayılı Kanun”) 7. maddesi ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan 2010/4 sayılı Rekabet Kurulundan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ (“2010/4 sayılı Tebliğ”), Türkiye’de birleşme kontrolü rejiminin temel hukuki çerçevesini oluşturmaktadır. 2010/4 sayılı Tebliğ’de 11 Şubat 2026 tarihli ve 33165 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2026/2 sayılı Tebliğ ile önemli değişiklikler yapılmış, özellikle ciro eşikleri yükseltilmiş, teknoloji teşebbüslerine ilişkin özel rejim yeniden düzenlenmiş ve işlem tarafı kavramı netleştirilmiştir.

1. İlk Soru: İşlem Bir “Kontrol Değişikliği” Doğuruyor mu?

Bir pay devrinin veya malvarlığı devrinin gerçekleşmesi, tek başına işlemin 2010/4 sayılı Tebliğ kapsamında bildirime tabi bir devralma olduğu anlamına gelmez. İlk olarak, işlem sonucunda ilgili teşebbüsün kontrolünde kalıcı bir değişiklik meydana gelip gelmediğinin değerlendirilmesi gerekir.

2010/4 sayılı Tebliğ’in 5. maddesi uyarınca, kontrolde kalıcı değişiklik meydana getirecek şekilde bir veya daha fazla teşebbüsün tamamının veya bir kısmının doğrudan veya dolaylı kontrolünün, pay veya malvarlığının satın alınması, sözleşme veya başka bir araçla devralınması bir yoğunlaşma işlemi oluşturabilir.

Tebliğ’in 5/2. maddesinde ise “kontrol”, ayrı ayrı veya birlikte, fiilen veya hukuken bir teşebbüs üzerinde belirleyici etki uygulama olanağını sağlayan haklar, sözleşmeler veya diğer araçlar üzerinden tanımlanmaktadır. Bu nedenle kontrol analizi yalnızca pay oranına göre yapılamaz. Bir yatırımcının hedef şirkette çoğunluk payını edinmemesine rağmen stratejik ticari kararlar üzerinde belirleyici veto haklarına sahip olması, belirli şartlarda ortak kontrol doğurabilir. Benzer şekilde, mevcut ortak kontrolden tek kontrole veya tek kontrolden ortak kontrole geçiş de kontrol yapısında kalıcı değişiklik yaratabilir.

Bu çerçevede özellikle bütçe, iş planı, önemli yatırımlar veya üst yönetimin atanması gibi hedef teşebbüsün stratejik ticari davranışını belirleyen konularda tanınan hakların niteliği önem taşımaktadır. Dolayısıyla M&A işlemlerinde “%50’den az pay devrediliyor, Kurul izni gerekmez” şeklinde yalnızca pay oranına dayalı bir yaklaşım güvenli değildir.

Ortak girişimler (“joint ventures”) bakımından da benzer bir değerlendirme yapılır. 2010/4 sayılı Tebliğ’in 5/3. maddesi uyarınca, bağımsız bir iktisadi varlığın tüm işlevlerini kalıcı olarak yerine getirecek bir ortak girişimin oluşturulması devralma işlemi sayılır. Bu nedenle tam işlevsel bir ortak girişimin kurulması ve üzerinde ortak kontrol tesis edilmesi de ciro eşiklerinin aşılması halinde Kurul iznine tabi olabilir.

2. “İlgili Teşebbüs” ile “İşlem Tarafı” Aynı Şey Değildir

2026/2 sayılı Tebliğ ile bu kavramların tanımları özellikle ciro hesabında yaşanan tereddütleri gidermek amacıyla güncellenmiştir.

2010/4 sayılı Tebliğ’in 4/1-(a) maddesine göre “ilgili teşebbüs”, birleşmelerde birleşen, devralmalarda ise devralan ile devre konu kişi veya ekonomik birimleri ifade etmektedir. “İşlem tarafı” ise birleşmelerde birleşen ve devralmalarda devralan ilgili teşebbüslerin dahil olduğu ekonomik bütünlükleri, devre konu ilgili teşebbüs bakımından ise hedef teşebbüsün kendisi ile onun kontrol ettiği ekonomik birimleri ifade eder. Rekabet Kurumu Kılavuzu da ilgili teşebbüsün işlemin doğrudan tarafını, işlem tarafının ise ciro hesabı bakımından dikkate alınacak daha geniş ekonomik çerçeveyi ifade ettiğini açıkça belirtmektedir.

Bu ayrım özellikle büyük şirket gruplarının gerçekleştirdiği devralmalarda önemlidir. Bir SPV\'nin alıcı olarak kullanılması, prensip olarak yalnızca SPV\'nin cirosunun dikkate alınacağı anlamına gelmez. Tebliğ’in 8. maddesinde öngörülen bağlantılar uyarınca devralanın ait olduğu ekonomik bütünlüğün cirosunun hesaba katılması gerekebilir.

3. 2026 İtibarıyla Güncel Ciro Eşikleri

11 Şubat 2026 tarihinde yürürlüğe giren 2026/2 sayılı Tebliğ ile bildirim eşikleri önemli ölçüde artırılmıştır. Güncel 2010/4 sayılı Tebliğ’in 7/1. maddesine göre, aşağıdaki iki alternatif eşik setinden herhangi birinin karşılanması halinde, kontrol değişikliğine yol açan işlemin hukuki geçerlilik kazanabilmesi için Kuruldan izin alınması zorunludur:

2010/4 sayılı Tebliğ’in 7/1-(a) maddesi uyarınca, işlem taraflarının Türkiye ciroları toplamının 3 milyar TL’yi aşması ve işlem taraflarından en az ikisinin Türkiye cirolarının ayrı ayrı 1 milyar TL’yi aşması halinde işlem Rekabet Kurulu iznine tabi olacaktır.

2010/4 sayılı Tebliğ’in 7/1-(b) maddesi uyarınca ise devralma işlemlerinde devre konu varlık veya faaliyetin, birleşme işlemlerinde ise işlem taraflarından en az birinin Türkiye cirosunun 1 milyar TL’yi aşması ve diğer işlem taraflarından en az birinin dünya cirosunun 9 milyar TL’yi aşması halinde işlem için Kurul izni alınması gerekecektir.

Teknoloji teşebbüsleri bakımından ise 2010/4 sayılı Tebliğ’in 7/2. maddesinde özel bir eşik öngörülmüştür. Buna göre, Türkiye’de yerleşik teknoloji teşebbüslerinin taraf olduğu belirli işlemlerde, devre konu işlem tarafı bakımından genel rejimde öngörülen 1 milyar TL’lik Türkiye ciro eşiği 250 milyon TL olarak uygulanmaktadır.

Burada kullanılan “aşma” ifadesine dikkat edilmelidir. Tebliğ, ilgili ciro tutarının eşik değerine eşit olmasını değil, eşiğin üzerinde olmasını aramaktadır.

4. Teknoloji Teşebbüslerinde Özel Rejim

Teknoloji teşebbüsleri bakımından 2026 değişiklikleri ayrıca önem taşımaktadır. 2010/4 sayılı Tebliğ’in 4/1-(e) maddesi teknoloji teşebbüslerini, dijital platformlar ile yazılım ve oyun yazılımı, finansal teknolojiler, biyoteknoloji, farmakoloji, tarım kimyasalları ve sağlık teknolojileri alanlarında faaliyet gösteren teşebbüsler veya bunlara ilişkin varlıklar olarak tanımlamaktadır.

2022 yılında getirilen sistemde teknoloji teşebbüsleri bakımından belirli Türkiye ciro eşikleri tamamen aranmazken, 2026/2 sayılı Tebliğ ile kapsam hem coğrafi hem de sayısal olarak yeniden düzenlenmiştir. Artık özel rejim esas olarak Türkiye’de yerleşik teknoloji teşebbüslerine yöneliktir ve devre konu işlem tarafı bakımından 1 milyar TL\'lik eşik 250 milyon TL olarak uygulanmaktadır.

Bu nedenle özellikle fintech, yazılım, oyun, biyoteknoloji ve sağlık teknolojisi yatırımlarında genel ciro eşiklerinin kontrol edilmesiyle yetinilmemeli, hedefin Tebliğ anlamında teknoloji teşebbüsü olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

5. Ciro Nasıl Hesaplanır?

Bildirim yükümlülüğü analizindeki en sık hatalardan biri, finansal tablolardaki hedef şirket ve alıcı şirket cirolarının doğrudan karşılaştırılmasıdır. Oysa 2010/4 sayılı Tebliğ’in 8. maddesi özel bir rekabet hukuku ciro hesabı öngörmektedir.

Tebliğ’in 8/1. maddesi uyarınca hesaplamaya yalnızca ilgili teşebbüs değil, ilgili teşebbüsün doğrudan veya dolaylı olarak sermayesinin veya ticari varlığının yarısından fazlasına sahip olduğu, oy haklarının yarısından fazlasını kullanabildiği, yönetim organlarının yarısından fazlasını atayabildiği veya işlerini idare etme hakkına sahip olduğu ekonomik birimler ile bunun ters ve yatay bağlantıları da belirli şartlarda dahil edilmektedir.

Devralma işlemlerinde ise önemli bir istisna söz konusudur. Tebliğ’in 8/2. maddesi uyarınca, bir şirketin veya işletmenin yalnızca belirli bir kısmının devredildiği işlemlerde devreden tarafın tamamının değil, yalnızca devredilen kısmın cirosu esas alınır. 2026/2 sayılı Tebliğ bu hususu tüzel kişiliğe sahip olan veya olmayan devredilen kısımlar bakımından ayrıca netleştirmiştir.

Kılavuza göre ciro, kural olarak bildirim tarihinden önceki mali yıl sonundaki, bunun hesaplanmasının mümkün olmadığı durumlarda ise bildirim tarihine en yakın mali yıl sonundaki net satışlar üzerinden belirlenir. Aynı ekonomik bütünlük içerisindeki grup içi satışlar ciroya dahil edilmez. Türkiye cirosu hesaplanırken yurt dışı satışlar dikkate alınmazken, dünya cirosuna Türkiye satışları da dahildir. Döviz cinsinden hesaplanan yıllık ciro ise ilgili mali yıldaki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuru ortalaması kullanılarak Türk lirasına çevrilir.

Ayrıca, Tebliğ’in 8/5. maddesindeki üç yıllık toplulaştırma kuralı gözden kaçırılmamalıdır. Üç yıllık dönem içerisinde aynı kişiler veya taraflar arasında ya da aynı ilgili ürün pazarında aynı teşebbüs tarafından gerçekleştirilen iki veya daha fazla işlem, ciro eşiklerinin hesaplanması bakımından tek işlem olarak değerlendirilebilir. Düzenlemenin amacı, esasen bildirime tabi olacak bir işlemin birden fazla küçük devralmaya bölünerek bildirim yükümlülüğünden kaçınılmasını önlemektir.

6. Kurul İzni Bir “Closing Condition”dır

Bir işlemin 2010/4 sayılı Tebliğ kapsamında bildirime tabi olduğunun tespit edilmesi halinde, Kurul izni yalnızca idari bir formalite değildir. İşlemin hukuki geçerliliği açısından ön koşuldur.

4054 sayılı Kanun’un 10. maddesine göre, bildirim üzerine Kurul on beş gün içerisinde ön inceleme yaparak işleme izin verebilir veya işlemi nihai incelemeye alabilir. Kanun ayrıca Kurulun bildirimden itibaren 30 gün içerisinde herhangi bir cevap vermemesi veya işlem yapmaması halinde işlemin hukuki geçerlilik kazanacağını öngörmektedir. Bununla birlikte uygulamada Bildirim Formu’nun eksiksiz olması büyük önem taşır. Eksik, yanlış veya yanıltıcı bilgi bulunması halinde bildirim tarihi ilgili bilgilerin tamamlandığı tarihe göre belirlenebilir.

Bu nedenle SPA veya benzeri işlem belgelerinde Kurul izninin ön koşul (condition precedent) olarak açıkça düzenlenmesi ve pay devri ile kontrolün geçişinin Kurul izninden sonra gerçekleşmesinin sağlanması gerekir.

7. Gun-Jumping Nedir?

Uygulamada “gun-jumping”, bildirime tabi bir birleşme veya devralmanın Kurul izni alınmadan önce tamamen veya kısmen uygulanmasını ifade eder. Risk yalnızca payların hukuken alıcıya geçirilmesiyle sınırlı değildir. 2010/4 sayılı Tebliğ açısından işlemin gerçekleştirilme tarihi, esasen kontrolün değiştiği tarih olarak değerlendirilir. Dolayısıyla tarafların sözleşmede kapanışı henüz gerçekleştirmemiş olmaları, fiilen belirleyici etkinin alıcıya geçtiği bir durumda tek başına yeterli koruma sağlamayabilir.

Bu kapsamda, Kurul izninden önce alıcının hedef şirketin stratejik ticari kararlarını yönlendirmeye başlaması, hedefin günlük ticari faaliyetleri üzerinde söz sahibi olması, yönetim yetkilerini fiilen kullanması veya izin öncesi döneme ilişkin koruyucu sözleşme hükümlerinin hedefin bağımsız ticari karar alma kabiliyetini ortadan kaldıracak kadar geniş düzenlenmesi gun-jumping riski doğurabilir.

Signing ile closing arasındaki dönemde hedef şirketin değerinin korunmasına yönelik interim covenants elbette M&A sözleşmelerinin olağan unsurlarındandır. Ancak bu hükümlerin, alıcıya hedefin günlük ticari faaliyetlerini yönetme veya stratejik kararları işlem tamamlanmışçasına kontrol etme yetkisi vermemesine dikkat edilmelidir.

Benzer şekilde, tarafların rakip olması halinde fiyatlar, müşteriler, geleceğe yönelik iş planları, maliyetler veya ticari strateji gibi rekabete hassas bilgilerin sınırsız biçimde paylaşılması da yalnızca gun-jumping bakımından değil, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi bakımından ayrıca risk yaratabilir. Bu nedenle gerekli durumlarda clean team mekanizmaları, bilgi bariyerleri ve veri paylaşım protokolleri oluşturulması önem taşır.

8. İzin Alınmadan Closing Yapılmasının Sonuçları

Gun-jumping\'in en doğrudan sonucu 4054 sayılı Kanun’un 16/1-(b) maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, izne tabi bir birleşme veya devralmanın Kurul izni olmaksızın gerçekleştirilmesi halinde, ilgili teşebbüse Kurul tarafından tespit edilen yıllık gayri safi gelirin binde biri (%0,1) oranında idari para cezası uygulanır. Birleşmelerde ceza tarafların her birine, devralmalarda ise yalnızca devralana uygulanmaktadır.

Bunun yanında Kanun’un 11. maddesi uyarınca Kurul, bildirilmeyen bir işlemden haberdar olduğunda işlemi resen incelemeye alabilir. İşlemin esas itibarıyla Kanun’un 7. maddesine aykırı olmadığı sonucuna ulaşılsa dahi bildirim yapılmaması nedeniyle idari para cezası uygulanır. İşlemin etkin rekabeti önemli ölçüde azaltan ve Kanun’un 7. maddesine aykırı bir yoğunlaşma olduğunun tespit edilmesi halinde ise Kurul, işlemin sona erdirilmesine, hukuka aykırı fiili durumların ortadan kaldırılmasına, pay veya malvarlıklarının eski maliklerine iadesine veya üçüncü kişilere devrine ve devralanın ilgili teşebbüsün yönetimine katılmamasına kadar uzanan tedbirlere karar verebilir.

Ayrıca Kanun’un 16. maddesi, 7. madde kapsamındaki esaslı rekabet ihlalleri bakımından teşebbüsün yıllık gayri safi gelirinin %10’una kadar idari para cezasına imkan tanımaktadır.

Kurulun uygulaması da standstill yükümlülüğünün fiilen önem taşıdığını göstermektedir. Örneğin Kurul, 2025 yılında Tekfen Holding\'e ilişkin bir işlemde Kurul izni bulunmadan kontrolün devralınmasına yönelik davranışlar nedeniyle devralana 4054 sayılı Kanun’un 16/1-(b) maddesi uyarınca idari para cezası uygulamış ve işlem hakkında nihai karar verilinceye kadar kontrol devrinin hukuken geçerli olmadığını belirtmiştir.

9. Sonuç

Türkiye’de birleşme kontrolü analizi, yalnızca işlem taraflarının ciro rakamlarının bir tabloya konulmasından ibaret değildir. Sağlıklı bir değerlendirmede öncelikle işlemin kontrolde kalıcı değişiklik meydana getirip getirmediği, ardından doğru “ilgili teşebbüs” ve “işlem tarafı” tanımları üzerinden Tebliğ’in 8. maddesine uygun ciro hesabı yapılması ve son olarak 7. maddede düzenlenen eşiklerin değerlendirilmesi gerekir.

Özellikle 2026 yılında yürürlüğe giren değişiklikler sonrasında 3 milyar TL, 1 milyar TL ve 9 milyar TL\'lik yeni eşiklerin yanı sıra Türkiye’de yerleşik teknoloji teşebbüsleri bakımından uygulanan 250 milyon TL\'lik özel eşik de M&A süreçlerinin erken aşamasında dikkate alınmalıdır.

Bildirim yükümlülüğü doğan işlemlerde ise Rekabet Kurulu izninin closing öncesi alınması, tarafların signing ile closing arasındaki dönemde bağımsız ticari davranışlarını sürdürmesi ve entegrasyonun Kurul izni sonrasına bırakılması, gun-jumping riskinin yönetilmesinin temel unsurlarıdır.

Güncel Bilgilerden Haberdar Olun

Bilgi Havuzu & Haberler