Maden Yatırımlarında Araziye Erişim: Özel Mülkiyet, Kamu Arazileri ve Kamulaştırma

Maden Yatırımlarında Araziye Erişim: Özel Mülkiyet, Kamu Arazileri ve Kamulaştırma

Maden Yatırımlarında Araziye Erişim: Özel Mülkiyet, Kamu Arazileri ve Kamulaştırma

18 Eylül 2026
Maden Yatırımlarında Araziye Erişim: Özel Mülkiyet, Kamu Arazileri ve Kamulaştırma

Giriş

Madencilik faaliyetlerinin yürütülebilmesi, maden üzerinde gerekli ruhsat haklarının elde edilmesinin yanı sıra, faaliyetin gerçekleştirileceği arazi üzerinde hukuken geçerli bir kullanım hakkının bulunmasını da gerektirir. Bu nedenle maden yatırımlarında ruhsatlandırma süreci ile araziye erişim süreci birbirinden ayrı ancak birbiriyle yakından bağlantılı iki hukuki alan olarak karşımıza çıkar.

3213 sayılı Maden Kanunu’nun (“Maden Kanunu”) 4. maddesi uyarınca madenler Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup içinde bulundukları arazinin mülkiyetine tabi değildir. Bu temel ilkenin sonucu olarak, bir taşınmazın maliki olmak kişiye taşınmazın altında bulunan maden üzerinde kendiliğinden hak sağlamadığı gibi, bir maden ruhsatına sahip olmak da ruhsat sahibine ruhsat alanındaki özel mülkiyete konu taşınmazlar üzerinde doğrudan mülkiyet veya sınırsız kullanım hakkı vermez.

Nitekim Maden Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca işletme izninin düzenlenebilmesi için, ilgili diğer izinlerle birlikte mülkiyet izninin de alınarak Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğüne (“MAPEG” veya “Genel Müdürlük”) sunulması gerekir. Maden Yönetmeliği’nin 111. maddesi de işletme ruhsatının yürürlük tarihinden itibaren üç yıl içinde çevresel etki değerlendirmesi kararı, özel mülkiyet izni ve işyeri açma ve çalışma ruhsatının tamamlanmasını öngörmektedir.

Bu çerçevede, maden yatırımlarında araziye erişim rejimi arazinin özel mülkiyete konu olması, Hazine mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması ya da orman, mera veya tarım arazisi gibi özel bir hukuki statüye tabi olması bakımından farklılaşmaktadır.

Maden Ruhsatı ile Arazi Mülkiyeti Arasındaki Ayrım

Türk maden hukukunun temel prensiplerinden biri, maden hakkı ile arazi mülkiyetinin birbirinden ayrılmasıdır. Maden Kanunu’nun 4. maddesi, madenlerin içinde bulundukları arazinin mülkiyetine tabi olmadığını açıkça düzenlemektedir. Bu nedenle arazi malikinin mülkiyet hakkı ile ruhsat sahibinin maden hakkı aynı alan üzerinde farklı hukuki menfaatler oluşturabilir.

Bu ayrım özellikle özel mülkiyete konu alanlarda önem taşır. Ruhsat sahibi, ruhsat kapsamında madeni arama veya işletme hakkına sahip olsa dahi, faaliyetin yüzeyde özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde fiilen yürütülebilmesi için arazi malikinin muvafakati, sözleşmesel bir kullanım hakkı, irtifak hakkı veya gerekli şartların oluşması halinde kamulaştırma gibi ayrıca bir hukuki dayanağa ihtiyaç duyabilir.

Maden Yönetmeliği’nin 118. maddesi de bu yaklaşımı tamamlayıcı niteliktedir. Buna göre özel mülkiyete konu arazilere ve bu arazilere yirmi metre mesafe dahilinde faaliyette bulunulabilmesi için kural olarak mülk sahibinin yazılı muvafakati gerekmektedir. Aynı maddede kamu hizmeti veya umumun yararına ayrılmış okul, hastane, kütüphane, kara yolu ve demir yolu gibi yer ve tesislere altmış metre mesafe dahilindeki faaliyetler için ayrıca Genel Müdürlükten izin alınması öngörülmektedir.

Özel Mülkiyete Konu Taşınmazlara Erişim

Özel mülkiyete konu taşınmazlarda araziye erişim bakımından Maden Kanunu’nun 46. maddesi temel düzenlemeyi oluşturmaktadır.

Arama döneminde, arama sahasının özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde bulunması halinde ruhsat sahibi, kullanım amacıyla ve belirli bir süre için Genel Müdürlüğe başvurarak irtifak veya intifa hakkı tesis edilmesini talep edebilir. Söz konusu haklar karşılığında ödenecek bedel, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu (“Kamulaştırma Kanunu”) esaslarına göre seçilecek bilirkişiler tarafından belirlenir. İşletme aşamasına geçilmesi halinde mevcut irtifak veya intifa hakkının süresi işletme süresini aşmamak üzere uzatılabileceği gibi yeni bir hak tesis edilmesi de mümkündür.

Maden Kanunu ayrıca işletme ruhsat sahasında veya bu sahanın yakınında kurulacak tesisler bakımından gerekli olan ve ruhsat sahası dışından getirilecek su, doğal gaz, elektrik ve haberleşme hatları için de irtifak veya intifa hakkı tesisine imkan vermektedir. Maden Yönetmeliği’nin 70. maddesi bu imkanı yol ve cevher taşıma hatlarını da kapsayacak şekilde ayrıntılandırmaktadır.

Uygulamada ruhsat sahibinin öncelikle arazi maliki ile satın alma, kira, kullanım hakkı veya benzeri bir sözleşmesel yöntem üzerinden anlaşması mümkündür. Bunun mümkün olmadığı ve taşınmazın işletme faaliyeti bakımından gerekli olduğu durumlarda ise Maden Kanunu’nun öngördüğü kamulaştırma mekanizması gündeme gelebilir.

Hazine Arazileri ve Devletin Hüküm ve Tasarrufu Altındaki Yerler

Özel mülkiyete konu taşınmazlardan farklı olarak Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler bakımından Maden Kanunu özel bir kullanım rejimi öngörmektedir.

Maden Kanunu’nun 46. maddesi uyarınca bu alanlarda gerçekleştirilen madencilik faaliyetleri nedeniyle kira veya ecrimisil alınmaz. Maden Yönetmeliği’nin 117. maddesi de bu kuralı tekrar ederek söz konusu alanların madencilik faaliyetleri devam ettiği sürece madencilik faaliyetleri için ayrılmış sayılacağını düzenlemektedir. Aynı madde uyarınca, faaliyetin Hazinenin özel mülkiyetindeki veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki bir alanda gerçekleştirilmesi halinde arazi mülkiyeti kapsamında ayrıca izin aranmaz. Bununla birlikte, taşınmazın mülkiyet durumunu gösteren belgenin sunulması gerekir.

Ancak bu düzenlemenin bütün kamu arazilerinde herhangi bir başka izin alınmaksızın madencilik yapılabileceği şeklinde anlaşılmaması gerekir. Ormanlar, meralar, korunan alanlar ve başka bir kamu hizmetine tahsis edilmiş taşınmazlar kendi özel mevzuatlarına ve Maden Kanunu’nun izin hükümlerine tabi olmaya devam eder.

Örneğin, Devlet ormanlarında maden aranması ve işletilmesi özel bir izin rejimine tabidir. Maden Kanunu’nun 7. maddesi 7554 sayılı Kanun ile 2025 yılında değiştirilmiş ve Devlet ormanlarındaki madencilik faaliyetleri bakımından izin süreci yeniden düzenlenmiştir. Mevcut düzenleme uyarınca maden aranması ve işletilmesi ile madencilik için zorunlu tesis, yol, enerji, su, haberleşme ve altyapı tesislerine ilişkin izin süreci Maden Kanunu ile 6831 sayılı Orman Kanunu hükümleri çerçevesinde yürütülmektedir.

Benzer şekilde mera, yaylak ve kışlaklarda da ayrı bir arazi rejimi bulunmaktadır. 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca, arama faaliyetleri sonucunda rezervi belirlenmiş maden faaliyetleri için gerekli alanların belirli şartlarla tahsis amacının değiştirilmesi mümkündür. Maden Yönetmeliği’nin 115. maddesi ise fiziki müdahale gerektiren arama faaliyetlerinde tarım ve orman il müdürlüğüne yapılacak başvuru ile işletme aşamasındaki tahsis amacı değişikliği sürecini düzenlemektedir.

Tarım arazilerinde ise Maden Yönetmeliği’nin 116. maddesi uyarınca, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 13. maddesi kapsamında Bakanlıkça kamu yararı kararı alınması gerekir. Dolayısıyla araziye erişim değerlendirmesinde yalnızca tapu malikinin kim olduğu değil, taşınmazın hukuki vasfı ve tabi olduğu özel kullanım rejimi de belirleyici olmaktadır.

Kamulaştırma

Maden yatırımları bakımından kamulaştırma, özel mülkiyete konu bir taşınmazın işletme faaliyetleri için gerekli olduğu ancak ruhsat sahibi ile taşınmaz maliki arasında anlaşma sağlanamadığı durumlarda başvurulabilecek özel bir arazi edinim mekanizmasıdır.

Maden Kanunu’nun 46. maddesi uyarınca işletme ruhsatı aşamasında işletme faaliyetleri için gerekli olan özel mülkiyete konu taşınmazlar, taraflar arasında anlaşma sağlanamaması, işletme ruhsatı sahibinin talepte bulunması ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından kamu yararı bulunduğuna karar verilmesi halinde kamulaştırılabilir. Kamulaştırma işlemleri Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre yürütülür ve kamulaştırma bedeli ile işlemlere ilişkin masraflar ruhsat sahibi tarafından karşılanır.

Maden Yönetmeliği’nin 67 ila 69. maddeleri bu sürecin usulünü ayrıntılı şekilde düzenlemektedir. Buna göre kamulaştırma doğrudan ve otomatik bir hak değildir. Ruhsat sahibinin öncelikle taşınmaz malikleriyle anlaşmaya yönelik girişimde bulunması ve kamu yararı talebi kapsamında noter aracılığıyla yapılan bildirimler ile gerçekleştirilen görüşmelere ilişkin belgeleri Genel Müdürlüğe sunması gerekir. Başvuruda ayrıca rezerv miktarı, alternatif üretim alanlarının bulunup bulunmadığı, projenin bölgesel ve ekonomik etkileri, istihdam, Devlet hakkı ve faaliyet sonunda arazinin nasıl rehabilite edileceği gibi hususları içeren kapsamlı bilgi ve belgeler aranır.

Genel Müdürlük tarafından yapılacak incelemede yalnızca ruhsat sahibinin ihtiyacı dikkate alınmaz. Madenin rezerv durumu, alternatif üretim imkanları, faaliyetin bölge ve ülke ekonomisine etkisi, mülk sahibinin kayıpları ve kamulaştırmanın malik üzerindeki ekonomik ve sosyal etkileri ile alanın çevresel özellikleri birlikte değerlendirilir. Bu değerlendirme sonucunda kamu yararı kararı verilebilir.

Kamu yararı kararının verilmesi halinde karar ve ilgili belgeler Genel Müdürlük tarafından taşınmazın bulunduğu valiliğe gönderilir ve kamulaştırma işlemleri Kamulaştırma Kanunu uyarınca ilgili valilik tarafından sonuçlandırılır. Kamulaştırılan taşınmaz ruhsat sahibinin mülkiyetine geçmez. Taşınmaz Hazine adına tescil edilir ve ruhsat hukuku devam ettiği sürece madencilik faaliyetlerinde kullanılmak üzere ruhsat sahibine tahsis edilir.

Maden Yönetmeliği ayrıca kamulaştırmanın amacıyla bağlantılı koruyucu hükümler de içermektedir. Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesinden itibaren beş yıl içinde kamulaştırılan alanda amaca uygun herhangi bir faaliyet veya tesis gerçekleştirilmemesi halinde önceki malik veya mirasçıları, ilgili şartları yerine getirerek taşınmazın geri verilmesini talep edebilir. Benzer şekilde taşınmaza artık madencilik faaliyeti bakımından ihtiyaç kalmadığının tespiti halinde, önceki malike taşınmazı rayiç bedeli üzerinden geri alma imkanı tanınır.

Diğer yandan, kamulaştırma imkanının bütün maden grupları bakımından mevcut olmadığı da dikkate alınmalıdır. Maden Yönetmeliği’nin 67. maddesi uyarınca I. Grup madenler, II. Grup a ve c bendi madenler ile mıcır ve belirli yapı hammaddeleri bakımından kamulaştırma mekanizması uygulanmaz.

Stratejik ve Kritik Madenlerde Acele Kamulaştırma

7554 sayılı Kanun ile Maden Kanunu’na eklenen yeni 8. madde, stratejik ve kritik madenler bakımından genel kamulaştırma rejimine ek olarak özel bir imkan getirmiştir.

Maden Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca stratejik veya kritik madenlere ilişkin madencilik faaliyetleri için Kamulaştırma Kanunu hükümleri doğrultusunda acele kamulaştırma yapılabilir. Böylece ulusal güvenlik, ekonomik refah ve arz güvenliği açısından özel önem taşıyan madenler bakımından araziye erişimin hızlandırılmasına yönelik ayrı bir hukuki mekanizma oluşturulmuştur.

Bu düzenleme, özellikle büyük ölçekli maden yatırımlarında madenin stratejik veya kritik maden olarak sınıflandırılmasının yalnızca ruhsat ve üretim politikaları açısından değil, projenin ihtiyaç duyduğu arazilere erişim bakımından da önemli hukuki sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir.

Maden Yatırımcıları Açısından Değerlendirme

Araziye erişim, bir maden yatırımının yalnızca hukuki değil aynı zamanda operasyonel olarak uygulanabilir olup olmadığını belirleyen temel unsurlardan biridir. Bir ruhsat sahasında ekonomik olarak işletilebilir rezerv bulunması, yüzey haklarının ve gerekli arazi izinlerinin elde edilememesi halinde tek başına projenin hayata geçirilebilmesi için yeterli olmayabilir.

Bu nedenle bir maden yatırımına veya mevcut bir maden şirketinin devralınmasına ilişkin hukuki incelemede ruhsat alanı ile tapu ve kadastro kayıtlarının karşılaştırılması, özel mülkiyete konu parseller bakımından mevcut kira, muvafakat, irtifak ve diğer kullanım haklarının incelenmesi, kamulaştırma süreçlerinin mevcut durumunun değerlendirilmesi ve Hazine, orman, mera, tarım arazisi veya başka bir özel statüye tabi alanlarla çakışmaların tespit edilmesi önem taşır.

Ayrıca yatırımcıların yalnızca mevcut arazi erişim haklarını değil, bu hakların ruhsat süresi boyunca devam edip etmeyeceğini, proje genişletmeleri için ilave arazi ihtiyacı bulunup bulunmadığını ve gerekli izin veya kamulaştırma süreçlerinin projenin öngörülen takvimine etkisini de değerlendirmeleri gerekir.

Sonuç

Türk maden hukukunda maden ruhsatı ile arazi mülkiyeti birbirinden bağımsız hukuki kavramlardır. Ruhsat, sahibine belirli bir alanda maden arama veya işletme hakkı sağlamakla birlikte, ruhsat alanındaki her taşınmaz üzerinde kendiliğinden kullanım veya mülkiyet hakkı yaratmaz.

Araziye erişim yöntemi, ilgili taşınmazın hukuki statüsüne göre değişmektedir. Özel mülkiyete konu taşınmazlarda tarafların anlaşması, irtifak veya intifa hakkı ve belirli şartlarda kamulaştırma mekanizmaları gündeme gelirken, Hazinenin özel mülkiyetindeki veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki alanlarda Maden Kanunu özel bir rejim öngörmektedir. Orman, mera, tarım arazisi ve diğer özel statülü alanlarda ise ilgili özel mevzuat kapsamında ek izin ve tahsis süreçlerinin tamamlanması gerekir.

Bu nedenle arazi statüsünün, yüzey haklarının ve gerekli mülkiyet izinlerinin yatırımın erken aşamalarında değerlendirilmesi, maden projelerinde hem hukuki risklerin yönetilmesi hem de yatırım takviminin gerçekçi şekilde oluşturulması bakımından önem taşımaktadır.

Güncel Bilgilerden Haberdar Olun

Bilgi Havuzu & Haberler