OFAC Yaptırımları ve Türk Şirketleri Bakımından Hukuki Etkileri

OFAC Yaptırımları ve Türk Şirketleri Bakımından Hukuki Etkileri

OFAC Yaptırımları ve Türk Şirketleri Bakımından Hukuki Etkileri

30 Ekim 2026
OFAC Yaptırımları ve Türk Şirketleri Bakımından Hukuki Etkileri

Yazarlar: Uyum Departmanı, Av. Mustafa Şahin

Uluslararası ticaret ve finansal işlemlerde ekonomik yaptırımların giderek daha geniş bir uygulama alanı bulması, şirketlerin yalnızca faaliyet gösterdikleri ülkelerin mevzuatını değil, sınır ötesi etki doğurabilen yabancı yaptırım rejimlerini de dikkate almalarını gerekli kılmaktadır. Bu kapsamda, Amerika Birleşik Devletleri ("ABD") Hazine Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Office of Foreign Assets Control ("OFAC") tarafından uygulanan ekonomik ve ticari yaptırımlar, uluslararası finans sistemindeki etkileri nedeniyle özel önem taşımaktadır.

OFAC yaptırımları, yalnızca ABD'de yerleşik kişi ve kuruluşların faaliyetlerini sınırlandırmakla kalmamakta, belirli koşullar altında ABD dışında faaliyet gösteren şirketler ve finansal kuruluşlar bakımından da doğrudan veya dolaylı hukuki sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle uluslararası ödeme sistemleri aracılığıyla gerçekleştirilen işlemler, yabancı finansal kuruluşlarla kurulan ilişkiler ve yaptırım kapsamındaki kişi veya sektörlerle bağlantılı ticari faaliyetler, ABD yaptırım mevzuatının uygulanmasını gündeme getirebilmektedir.

OFAC'ın Ekim 2026'da yabancı finansal kuruluşlara yönelik yayımladığı güncel yaptırım uyarıları da ABD dışında faaliyet gösteren kuruluşların belirli işlemleri nedeniyle yaptırım riskiyle karşılaşabileceğini yeniden ortaya koymuştur.

Bu çerçevede, OFAC yaptırımlarının hukuki niteliğinin, yaptırım listelerinin kapsamının, birincil ve ikincil yaptırımlar arasındaki ayrımın ve söz konusu yaptırımların Türk hukuku bakımından doğurabileceği sonuçların değerlendirilmesi önem taşımaktadır.

OFAC'ın Hukuki Niteliği ve Yaptırım Yetkisinin Dayanakları

OFAC, ABD'nin dış politika ve ulusal güvenlik hedefleri doğrultusunda ekonomik ve ticari yaptırım programlarını uygulamak ve bunların ihlallerini denetlemekle görevli idari otoritedir.

OFAC'ın yaptırım yetkisi başta International Emergency Economic Powers Act ("IEEPA") ve Trading with the Enemy Act ("TWEA") olmak üzere federal kanunlara, Başkanlık kararnamelerine (Executive Orders) ve bunların uygulanmasına ilişkin federal düzenlemelere dayanmaktadır. Yaptırım programlarının ayrıntılı hükümleri genel olarak Code of Federal Regulations\'ın 31. başlığının V. bölümünde düzenlenmektedir.

OFAC tarafından uygulanan yaptırımlar, belirli ülke veya bölgelere yönelik geniş kapsamlı ticari ve finansal kısıtlamalardan oluşabileceği gibi belirli kişi, kuruluş, sektör veya faaliyetleri hedef alan sınırlamalar da içerebilmektedir.

Bu nedenle OFAC yaptırımları tek ve yeknesak bir yasaklar bütünü olarak değerlendirilmemelidir. Her bir yaptırım programının kapsamı, hukuki dayanağı, muhatapları, yasaklanan işlemleri ve uygulanabilir istisnaları ayrı ayrı belirlenmektedir.

Bunun yanında, OFAC tarafından uygulanan ekonomik yaptırımlar ile ABD\'nin ihracat kontrol mevzuatı birbirinden ayrılmalıdır. ABD menşeli malların, yazılımların veya teknolojilerin ihracatı ve yeniden ihracatı bakımından Bureau of Industry and Security ("BIS") tarafından uygulanan Export Administration Regulations ("EAR") ve diğer ilgili ihracat kontrol düzenlemeleri de gündeme gelebilmektedir. Dolayısıyla bir işlemin OFAC yaptırımları bakımından yasaklanmamış olması, ilgili işlemin ABD ihracat kontrol mevzuatı yönünden de serbest olduğu anlamına gelmemektedir.

SDN List ve Yaptırım Listesine Alınmanın Hukuki Sonuçları

OFAC tarafından uygulanan yaptırım rejiminin temel araçlarından biri, Specially Designated Nationals and Blocked Persons List ("SDN List") olarak adlandırılan yaptırım listesidir.

SDN List, ABD yaptırımları kapsamında malvarlıkları ve malvarlığı üzerindeki hakları bloke edilen gerçek ve tüzel kişileri içermektedir. Listeye alınan kişilerin ABD\'de bulunan veya ABD kişileri (U.S. persons) tarafından sahip olunan ya da kontrol edilen malvarlıkları ve malvarlığı üzerindeki hakları, ilgili yaptırım düzenlemeleri uyarınca bloke edilmektedir.

Bunun yanında, ABD kişileri kural olarak SDN List\'te yer alan kişilerle doğrudan veya dolaylı olarak işlem yapmaktan menedilmektedir. Bununla birlikte, ilgili yaptırım programında öngörülen istisnalar veya OFAC tarafından verilen izinler kapsamında belirli işlemlerin gerçekleştirilmesi mümkün olabilmektedir.

Burada malvarlığının bloke edilmesi (blocking) ile malvarlığına el konulması veya müsadere edilmesi (confiscation) arasındaki ayrım önem taşımaktadır. OFAC kapsamında uygulanan bloke işlemi, malvarlığı üzerindeki mülkiyet hakkını kendiliğinden sona erdirmemekte, ancak malvarlığının devrini, kullanılmasını veya üzerinde tasarrufta bulunulmasını ilgili izinler alınmadıkça engellemektedir.

Öte yandan, bir kişinin malvarlığının OFAC yaptırımları kapsamında bloke edilmiş sayılması için her durumda SDN List'te ismen yer alması gerekmemektedir. Belirli yaptırım programları kapsamında tanımlanan kişi veya kuruluşlar ile yaptırım kapsamındaki kişilerin belirli oranlarda sahip oldukları şirketler, ayrıca listelenmemiş olsalar dahi bloke edilmiş kabul edilebilmektedir.

OFAC tarafından uygulanan bütün yaptırımların malvarlığının bloke edilmesi sonucunu doğurmadığı da belirtilmelidir. SDN List dışında, Sectoral Sanctions Identifications List ("SSI List") ve Correspondent Account or Payable-Through Account Sanctions List ("CAPTA List") gibi farklı yaptırım listeleri de bulunmaktadır.

SSI List kapsamında belirli finansman veya ticari işlemlere yönelik sektörel kısıtlamalar uygulanabilirken, CAPTA List özellikle yabancı finansal kuruluşların ABD\'deki muhabir hesap ilişkilerine yönelik yasak ve sınırlamaları içermektedir.

Dolayısıyla bir kişi veya kuruluşun OFAC tarafından yayımlanan listelerden herhangi birinde yer alması halinde, yalnızca listelenme olgusunun değil, ilgili yaptırımın hukuki dayanağının ve doğurduğu somut kısıtlamaların ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

OFAC'ın %50 Kuralı (50 Percent Rule)

OFAC yaptırımlarının kapsamı yalnızca SDN List'te açıkça belirtilen kişilerle sınırlı değildir. OFAC'ın 50 Percent Rule olarak bilinen düzenlemesi, yaptırım kapsamındaki kişilerin doğrudan veya dolaylı olarak sahip oldukları şirketlerin de belirli koşullarda bloke edilmiş kabul edilmesini öngörmektedir.

Bu kurala göre, malvarlıkları bloke edilmiş bir veya birden fazla kişinin, bir şirketin sermayesinin doğrudan veya dolaylı olarak toplamda %50 veya daha fazlasına sahip olması halinde, ilgili şirketin malvarlığı da kural olarak bloke edilmiş sayılmaktadır. Bu sonuç, söz konusu şirketin ayrıca SDN List\'te yer almaması durumunda da ortaya çıkabilmektedir.

Sahiplik oranının hesaplanmasında, farklı yaptırım programları kapsamında malvarlıkları bloke edilmiş kişilerin payları birlikte dikkate alınmaktadır. Örneğin, yaptırım kapsamındaki iki kişinin aynı şirkette ayrı ayrı %25 oranında pay sahibi olması halinde, toplam sahiplik oranının %50'ye ulaşması nedeniyle ilgili şirket bloke edilmiş kabul edilmektedir.

Dolaylı sahiplik ilişkilerinde ise OFAC, yaptırım kapsamındaki kişilerin doğrudan veya dolaylı olarak en az %50'sine sahip oldukları şirketler üzerinden kurulan ortaklık yapılarını dikkate almaktadır. Bu nedenle çok katmanlı ortaklık yapılarında yalnızca nihai pay oranına bakılması yeterli olmayıp, ortaklık zincirinin OFAC'ın dolaylı sahiplik yaklaşımı çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir.

Bununla birlikte, %50 Kuralı sahiplik ilişkisine dayanmakta olup tek başına kontrol ilişkisini kapsamamaktadır. Yaptırım kapsamındaki kişilerin sermayesinin %50'sinden daha azına sahip oldukları ancak fiilen kontrol ettikleri şirketler, yalnızca bu kontrol ilişkisi nedeniyle otomatik olarak bloke edilmiş sayılmamaktadır.

Ancak bu şirketlerin ilgili yaptırım programının koşulları çerçevesinde ayrıca yaptırım listesine alınmaları mümkündür. Ayrıca şirketin bloke edilmiş bir kişi tarafından temsil edilmesi veya ilgili işlemde bloke edilmiş kişiye ait bir malvarlığı menfaatinin bulunması, işlem bakımından farklı yaptırım riskleri doğurabilmektedir.

Bu kapsamda, yaptırım incelemelerinin yalnızca doğrudan sözleşme tarafının SDN List'te bulunup bulunmadığının kontrol edilmesiyle sınırlı tutulmaması, ilgili şirketin doğrudan ve dolaylı ortaklık yapısının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

Birincil ve İkincil Yaptırımların Ayrımı

OFAC yaptırımlarının Türkiye'de faaliyet gösteren şirketler bakımından etkilerinin belirlenmesinde, birincil yaptırımlar (primary sanctions) ile ikincil yaptırımlar (secondary sanctions) arasındaki ayrım önem taşımaktadır.

Birincil yaptırımlar esas itibarıyla ABD'nin hukuki yetki alanına giren kişi ve işlemlere uygulanmaktadır. ABD vatandaşları ve sürekli oturma izni sahipleri, bulundukları ülkeden bağımsız olarak, ABD\'de bulunan kişiler ile ABD hukukuna göre kurulmuş şirketler ve bunların yabancı şubeleri genel olarak bu kapsamdadır. Belirli yaptırım programlarında ABD kişilerine ait veya onların kontrolündeki yabancı şirketler de ilgili yasaklara tabi tutulabilmektedir.

ABD dışında kurulu bir şirketin gerçekleştirdiği işlemde ABD bankalarının veya diğer ABD kişilerinin yer alması, işlemin ABD yaptırımları bakımından incelenmesini gerektirebilmektedir. Ayrıca ABD kişilerini yaptırım ihlaline yönlendiren, yaptırımların dolanılmasına yönelik olan veya ABD kişileri tarafından yaptırım ihlali gerçekleştirilmesine neden olan faaliyetler de ilgili düzenlemeler kapsamında sorumluluk doğurabilmektedir.

İkincil yaptırımlar ise belirli yaptırım programlarında, ABD ile doğrudan bir bağlantısı bulunmayan yabancı kişi veya kuruluşların bazı faaliyetleri nedeniyle de yaptırım uygulanabilmesine imkan tanımaktadır.

Bu kapsamda, yaptırım kapsamındaki kişi veya sektörlerle gerçekleştirilen belirli işlemler, yabancı şirketlerin veya finansal kuruluşların ayrıca yaptırım kapsamına alınması ya da ABD finansal sistemine erişimlerinin sınırlandırılması sonucunu doğurabilmektedir.

Özellikle belirli yaptırım rejimlerinde yabancı finansal kuruluşların yaptırım kapsamındaki kişiler adına bilerek önemli nitelikte işlemler gerçekleştirmesi veya bu işlemleri kolaylaştırması, ABD\'de muhabir hesap açmalarının veya mevcut hesaplarını sürdürmelerinin yasaklanmasına ya da sınırlandırılmasına neden olabilmektedir.

Bununla birlikte, her yabancı kişinin yaptırım kapsamındaki bir kişiyle gerçekleştirdiği her işlem kendiliğinden ikincil yaptırım uygulanmasını gerektirmemektedir. Bu tür sonuçların doğabilmesi için ilgili yaptırım programında öngörülen şartların gerçekleşmesi ve gerekli idari değerlendirmelerin yapılması gerekmektedir.

Örneğin, bazı yaptırım rejimlerinde işlemin önemli nitelikte olup olmadığı değerlendirilirken işlemin tutarı, sıklığı, niteliği, ilgili kuruluşun yöneticilerinin işlemden haberdar olup olmadığı, işlemin yaptırım politikasına etkisi ve yanıltıcı yöntemlerin kullanılıp kullanılmadığı gibi unsurlar dikkate alınabilmektedir.

Dolayısıyla birincil yaptırımlar kapsamında doğrudan uygulanabilir bir işlem yasağının ihlal edilmesi ile ikincil yaptırımlar kapsamında yabancı bir kişiye yeni yaptırımlar uygulanması ihtimali, farklı hukuki mekanizmalar olarak değerlendirilmelidir.

OFAC Yaptırımlarının Türk Hukuku Bakımından Etkileri

OFAC yaptırımlarının Türk şirketleri bakımından değerlendirilmesinde cevaplanması gereken temel soru, ABD tarafından uygulanan yaptırımların Türk hukukunda kendiliğinden hukuki sonuç doğurup doğurmadığıdır.

Öncelikle, OFAC tarafından alınan bir yaptırım kararı, yalnızca ABD hukukuna dayanması nedeniyle Türk hukukunda doğrudan uygulanabilir bir malvarlığı dondurma kararı niteliği taşımamaktadır.

Türkiye'de malvarlığının dondurulması ve ekonomik yaptırımların uygulanması bakımından ayrı bir hukuki çerçeve bulunmaktadır. Bu kapsamda, 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun ve 7262 sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun, ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanması ve belirli koşullarda malvarlığının dondurulmasına ilişkin mekanizmalar öngörmektedir.

6415 sayılı Kanun'un 5. maddesi, ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına dayanılarak malvarlığının dondurulmasına ilişkin kararların Türkiye'de uygulanmasını düzenlemektedir. Aynı Kanun\'un 6. maddesi, yabancı devletlerin malvarlığının dondurulmasına yönelik taleplerinin belirli şartlar altında değerlendirilmesine imkan tanımaktadır. Kanun'un 7. maddesinde ise Türkiye'de bulunan malvarlıkları bakımından belirli koşullarda iç dondurma kararı alınmasına ilişkin usul ve esaslar yer almaktadır.

7262 sayılı Kanun da kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesi amacıyla, ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde malvarlığının dondurulması ve belirli faaliyetlerin sınırlandırılmasına yönelik hükümler içermektedir.

Bu çerçevede, OFAC tarafından bir Türk şirketinin veya finansal kuruluşun SDN List'e alınması, tek başına ilgili kuruluşun Türkiye'deki malvarlığının Türk hukuku uyarınca dondurulduğu, faaliyet izninin sona erdiği veya ortaklık haklarının kendiliğinden sınırlandırıldığı anlamına gelmemektedir.

Bununla birlikte, yabancı devletler tarafından alınan yaptırım kararlarına konu olan kişi veya kuruluşlar hakkında Türk mevzuatında öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde, yetkili Türk makamlarınca ayrıca değerlendirme ve işlem yapılması mümkündür.

Özellikle bankalar bakımından 5411 sayılı Bankacılık Kanunu\'nun ilgili hükümlerinin ayrıca dikkate alınması gerekmektedir. Kanun\'un 18. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, nitelikli paya sahip ortakların bankanın kurucularında aranan nitelikleri kaybetmesi halinde, ilgili ortaklar temettü dışındaki ortaklık haklarından yararlanamamakta ve bu haklar Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu\'nun bildirimi üzerine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından kullanılmaktadır.

Ancak söz konusu düzenleme, OFAC yaptırımlarının doğrudan uygulanmasına ilişkin bir hüküm niteliğinde değildir. Anılan sonucun doğabilmesi, Bankacılık Kanunu\'nda öngörülen niteliklerin kaybedilmiş olmasına ve ilgili mevzuat çerçevesinde gerekli değerlendirme ve işlemlerin gerçekleştirilmesine bağlıdır. Dolayısıyla OFAC yaptırım listesine alınma ile Türk bankacılık mevzuatı kapsamında uygulanabilecek idari tedbirlerin hukuki dayanaklarının birbirinden ayrılması gerekmektedir.

Diğer taraftan, 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili ikincil düzenlemeler kapsamında finansal kuruluşlara getirilen müşterinin tanınması, şüpheli işlem bildirimi ve diğer uyum yükümlülükleri de ilgili işlemin koşullarına göre önem taşıyabilmektedir. Bununla birlikte, bu yükümlülükler OFAC yaptırımlarının Türk hukukunda doğrudan uygulanabilir olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır.

Sonuç olarak, OFAC yaptırımlarının Türk hukukunda kendiliğinden uygulanmaması, bunların Türk şirketleri bakımından herhangi bir sonuç doğurmayacağı anlamına gelmemektedir. ABD yaptırım mevzuatından kaynaklanan doğrudan yükümlülükler, ikincil yaptırım riski ve uluslararası ticari ilişkilerden kaynaklanan dolaylı etkiler ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Bankacılık ve Uluslararası Finansman İşlemlerine Etkileri

OFAC yaptırımlarının Türk şirketleri bakımından en belirgin etkilerinden biri bankacılık ve uluslararası ödeme işlemlerinde ortaya çıkmaktadır.

Uluslararası para transferlerinde ABD'de yerleşik muhabir bankaların veya ABD finansal sisteminin devreye girmesi, ilgili işlemlerin ABD yaptırımları kapsamında değerlendirilmesine yol açabilmektedir.

Örneğin Türkiye'de yerleşik iki şirket arasındaki ticari ilişkiye dayanan bir ödemenin ABD'deki bir finansal kuruluş üzerinden gerçekleştirilmesi halinde, işlemin yaptırım kapsamındaki bir kişiyi, bloke edilmiş bir malvarlığı menfaatini veya başka bir yasaklanmış faaliyeti içerip içermediği önem kazanacaktır.

Bununla birlikte, bir işlemin yalnızca ABD doları cinsinden gerçekleştirilmesi, tek başına her durumda OFAC yaptırımlarının doğrudan uygulanacağı anlamına gelmemektedir. İşlemin hangi finansal kuruluşlar aracılığıyla gerçekleştirildiği, ödeme mekanizması ve ABD'nin hukuki yetki alanıyla bağlantısı ayrıca değerlendirilmelidir.

OFAC düzenlemeleri kapsamında belirli işlemlerde malvarlığının bloke edilmesi gerekirken, bazı işlemlerde bloke edilebilir bir malvarlığı menfaati bulunmamasına rağmen işlemin gerçekleştirilmesi yasaklanmış olabilmektedir.

İlk durumda, ilgili ABD finansal kuruluşunun malvarlığını bloke etmesi ve uygulanabilir bildirim yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekirken, ikinci durumda işlemin gerçekleştirilmesini reddetmesi (rejecting a transaction) söz konusu olabilmektedir.

Bu iki mekanizma hukuki sonuçları bakımından birbirinden farklıdır. Bloke işleminde malvarlığı üzerindeki tasarruf kısıtlanırken, işlemin reddedilmesinde ilgili ödeme veya ticari işlem gerçekleştirilmemektedir.

Diğer taraftan, ikincil yaptırımlar kapsamında yabancı finansal kuruluşların ABD\'deki muhabir hesap ilişkilerine yönelik sınırlamalar da gündeme gelebilmektedir. Bu tür sınırlamalar, özellikle uluslararası ödeme altyapısına erişim ve yabancı para cinsinden işlemlerin gerçekleştirilmesi bakımından önemli sonuçlar doğurabilmektedir.

OFAC yaptırımlarının etkileri yalnızca doğrudan yaptırım uygulanan finansal kuruluşlarla sınırlı kalmayabilmektedir. Uluslararası bankalar, kendi uyum politikaları ve risk değerlendirmeleri çerçevesinde belirli müşteri veya işlem ilişkilerini sınırlandırabilmekte, yeni işlem taleplerini reddedebilmekte veya mevcut ilişkilerini sona erdirmeyi değerlendirebilmektedir.

Bununla birlikte, bir bankanın kendi ticari ve uyum politikaları kapsamında aldığı kararlar ile doğrudan bir hukuki yasaktan kaynaklanan zorunluluklar birbirinden ayrılmalıdır. Türkiye\'deki bir bankanın yabancı yaptırım kararına dayanarak işlemi reddetmesi veya müşteri ilişkisini sona erdirmesi halinde, ilgili işlemin Türk hukuku bakımından dayanağı, sözleşme hükümleri ve uygulanabilir bankacılık mevzuatı ayrıca değerlendirilmelidir.

Ticari Sözleşmeler ve Finansman Belgeleri Bakımından Sonuçları

OFAC yaptırımları, mevcut ticari sözleşmelerin ifasını ve yeni sözleşmesel ilişkilerin kurulmasını da etkileyebilmektedir.

Özellikle uluslararası kredi sözleşmeleri, pay devir sözleşmeleri, ortak girişim sözleşmeleri, tedarik sözleşmeleri ve diğer sınır ötesi ticari ilişkilerde yaptırımlara uyum hükümlerine (sanctions clauses) yer verilmektedir.

Bu hükümler kapsamında tarafların belirli yaptırım listelerinde bulunmadıklarına ilişkin beyanlarda bulunmaları, yaptırım kapsamındaki kişi veya faaliyetlerle belirli ticari ilişkiler kurmamayı taahhüt etmeleri ve sonradan ortaya çıkan yaptırım riskleri hakkında karşı tarafı bilgilendirmeleri öngörülebilmektedir.

Uluslararası finansman sözleşmelerinde yaptırımlara ilişkin beyan ve taahhütler, kredi kullandırımının ön koşulu olarak düzenlenebilmekte veya sözleşmenin devamı boyunca geçerli olacak yükümlülükler arasında yer alabilmektedir.

Bu kapsamda, ilgili beyan veya taahhütlerin ihlali, sözleşme hükümlerine bağlı olarak yeni kredi kullandırımlarının durdurulması, temerrüt halinin meydana gelmesi, kredinin erken muaccel hale gelmesi veya sözleşmesel fesih haklarının kullanılması gibi sonuçlara neden olabilmektedir.

Bununla birlikte, yaptırım kapsamına alınma ile yaptırım mevzuatının ihlal edilmesi her durumda aynı hukuki sonucu doğurmamaktadır. Sözleşmede yaptırım listesine alınmanın bağımsız bir temerrüt sebebi olarak düzenlenip düzenlenmediği, yaptırımlara ilişkin beyanların hangi tarihler itibarıyla verildiği ve ilgili hükümlerde hangi yaptırım rejimlerine atıf yapıldığı ayrıca incelenmelidir.

Benzer şekilde, bir tarafın sonradan yaptırım listesine alınması, mevcut sözleşmenin Türk hukuku bakımından kendiliğinden geçersiz hale gelmesine veya bütün ifa yükümlülüklerinin sona ermesine neden olmamaktadır.

Bu tür durumlarda sözleşmeye uygulanacak hukuk, yaptırım hükümlerinin kapsamı, ifanın hukuken veya fiilen mümkün olup olmadığı ve uygulanabilir olduğu ölçüde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu\'nun 136. maddesinde düzenlenen ifa imkansızlığı ile 138. maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğüne ilişkin hükümler değerlendirilmelidir.

Özellikle ödeme işleminin yabancı bir finansal kuruluş tarafından reddedilmesi, tek başına borcun ifasının hukuken imkansız hale geldiği anlamına gelmeyebilir. Alternatif ödeme yöntemlerinin bulunup bulunmadığı, tarafların sözleşmesel risk dağılımı ve ilgili yaptırımın kapsamı önem taşımaktadır.

Dolayısıyla OFAC yaptırımlarının ticari sözleşmeler bakımından doğuracağı sonuçlar, ilgili yaptırımın niteliği ile sözleşmede öngörülen hak ve yükümlülüklerin birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir.

OFAC Yaptırımlarının İhlalinin Hukuki Sonuçları

OFAC yaptırımlarının değerlendirilmesinde, bir kişinin yaptırım listesine alınması ile yaptırım mevzuatını ihlal etmesi nedeniyle idari veya cezai sorumluluğunun gündeme gelmesi arasındaki ayrım önem taşımaktadır.

OFAC, yetkisi kapsamındaki yaptırım düzenlemelerinin ihlal edilmesi halinde idari yaptırım uygulama yetkisine sahiptir. İlgili federal mevzuat uyarınca, yaptırım ihlallerinin niteliğine göre idari para cezaları uygulanabilmekte ve ihlalin koşullarına bağlı olarak farklı idari tedbirler gündeme gelebilmektedir.

OFAC\'ın idari yaptırım uygulamalarında belirli ihlaller bakımından kusursuz sorumluluk (strict liability) yaklaşımı benimsenebilmektedir. Bu kapsamda, ABD yaptırım mevzuatına tabi bir kişi veya kuruluşun yasaklanmış bir işlemi gerçekleştirmesi nedeniyle, işlemin yasak olduğunu bilmemesi tek başına idari sorumluluğu ortadan kaldırmamaktadır.

Bununla birlikte, idari yaptırımın türü ve miktarının belirlenmesinde ihlalin niteliği, kasıt veya ağır ihmal bulunup bulunmadığı, ilgili kuruluşun işlemden haberdar olma düzeyi, yaptırım programının amaçlarına verilen zarar, uyum programının etkinliği ve ihlalin tespit edilmesinden sonra alınan tedbirler gibi unsurlar değerlendirilebilmektedir.

İlgili federal mevzuatın koşullarının gerçekleşmesi halinde yaptırım ihlalleri cezai sorumluluk da doğurabilmektedir. Özellikle IEEPA kapsamındaki kasten gerçekleştirilen ihlaller bakımından, ABD Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen cezai süreçler gündeme gelebilmektedir.

Bu çerçevede, OFAC\'ın idari yaptırım yetkisi ile ABD federal ceza mevzuatı uyarınca yürütülen cezai süreçlerin birbirinden ayrılması gerekmektedir.

Yaptırım ihlallerine ilişkin mali sonuçlar da ilgili düzenlemenin dayandığı kanuna, ihlal tarihindeki geçerli ceza sınırlarına ve somut olayın özelliklerine göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle bütün yaptırım programları bakımından uygulanabilecek tek bir idari para cezası veya cezai yaptırım tutarından söz edilmesi mümkün değildir.

Ayrıca OFAC\'ın Economic Sanctions Enforcement Guidelines kapsamında, olası ihlallerin yetkili makam tarafından tespit edilmeden önce gönüllü olarak bildirilmesi (voluntary self-disclosure), belirli koşullarda idari yaptırımın değerlendirilmesinde hafifletici bir unsur olarak dikkate alınabilmektedir.

Bu durum, yaptırım risklerinin yalnızca işlem öncesinde değil, olası bir ihlalin tespit edilmesinden sonra da uygun hukuki ve kurumsal süreçler çerçevesinde yönetilmesini önemli hale getirmektedir.

Yaptırım Listesinden Çıkarılma ve Lisans Mekanizmaları

OFAC kapsamında uygulanan yaptırımlar mutlak ve değiştirilemez nitelikte değildir. İlgili yaptırım programları kapsamında, normal şartlarda yasaklanan belirli işlemlerin gerçekleştirilmesine izin veren mekanizmalar bulunmaktadır.

Bu çerçevede, genel lisanslar (general licenses) ve özel lisanslar (specific licenses) aracılığıyla belirli işlemlerin gerçekleştirilmesi mümkün olabilmektedir.

Genel lisanslar, belirli koşulları sağlayan işlem kategorileri bakımından ayrıca bireysel izin alınmasını gerektirmeyen düzenlemelerdir. Özel lisanslar ise belirli kişi veya işlemler hakkında yapılan başvurular üzerine OFAC tarafından münferiden verilen izinlerdir.

Ancak bir lisansın mevcut olması, ilgili yaptırım programı kapsamındaki bütün işlemlerin serbest olduğu anlamına gelmemektedir. Lisansın kapsamı, süresi, koşulları ve izin verilen faaliyetler ayrıca incelenmelidir.

Bunun yanında, yaptırım listesine alınan gerçek ve tüzel kişilerin 31 CFR § 501.807 kapsamında idari yeniden değerlendirme başvurusunda bulunarak listeden çıkarılmayı (delisting) talep etmeleri mümkündür.

Bu başvurular kapsamında, yaptırım kararının dayandığı koşulların bulunmadığı, sonradan ortadan kalktığı veya ilgili kişi bakımından yaptırım uygulanmasını gerektiren şartların değiştiği ileri sürülebilmektedir.

Bununla birlikte, listeden çıkarılma başvurusunda bulunulması tek başına mevcut yaptırımların uygulanmasını durdurmamaktadır. Yaptırım kararının kaldırılmasına veya ilgili işlemin gerçekleştirilmesine yönelik gerekli hukuki sonucun doğabilmesi için uygulanabilir düzenlemelerde öngörülen şartların yerine getirilmesi gerekmektedir.

Türk Şirketleri Bakımından Yaptırımlara Uyum Süreçleri

OFAC yaptırımlarının geniş kapsamı ve değişken niteliği, uluslararası faaliyet gösteren şirketler bakımından yaptırım risklerinin işlem öncesinde ve ticari ilişkinin devamı boyunca değerlendirilmesini önemli hale getirmektedir.

OFAC tarafından yayımlanan A Framework for OFAC Compliance Commitments başlıklı rehberde, etkili bir yaptırım uyum programının temel unsurları yönetimin desteği, risk değerlendirmesi, iç kontroller, test ve denetim faaliyetleri ile eğitim olarak belirtilmektedir.

Türk şirketleri bakımından da faaliyetlerin niteliğine uygun bir yaptırım risk değerlendirmesi yapılması, sözleşme taraflarının ve ilgili ortaklık yapılarının güncel yaptırım listeleri üzerinden incelenmesi, ödeme ve finansman mekanizmalarının değerlendirilmesi ve sözleşmelerde yaptırım risklerinin uygun şekilde düzenlenmesi önem taşımaktadır.

Özellikle uluslararası ticaret ve finansman işlemlerinde yalnızca doğrudan sözleşme taraflarının değil, gerektiğinde nihai pay sahiplerinin, aracı kuruluşların, ilgili finansal kuruluşların ve işlemin ekonomik yararlanıcılarının da değerlendirilmesi gerekebilmektedir.

Bunun yanında, yaptırım listelerinin ve ilgili mevzuatın zaman içerisinde değişebilmesi nedeniyle, işlem öncesinde yapılan incelemelerin ticari ilişkinin devamı boyunca güncellenmesi de önem taşımaktadır.

Ancak OFAC tarafından tavsiye edilen uyum programlarının bütün Türk şirketleri bakımından doğrudan ve aynı kapsamda bir yasal yükümlülük oluşturduğu söylenemez. Uygulanacak yükümlülüklerin belirlenmesinde şirketin ABD yaptırım mevzuatına tabi olup olmadığı, faaliyet gösterdiği sektör, işlem tarafları, kullanılan ödeme mekanizmaları ve ilgili yaptırım programının kapsamı dikkate alınmalıdır.

Dolayısıyla yaptırım uyum süreçleri, her şirketin faaliyet alanı ve uluslararası işlem yapısı çerçevesinde, risk temelli ve ölçülü bir yaklaşımla oluşturulmalıdır.

Sonuç

OFAC yaptırımları, ABD hukukuna dayanan bir ekonomik yaptırım rejimi olmakla birlikte, uluslararası ticaret ve finans sistemindeki etkileri nedeniyle Türkiye\'de faaliyet gösteren şirketler bakımından da önem taşımaktadır.

Özellikle SDN List kapsamında uygulanan malvarlığı blokajları, %50 Kuralı, ikincil yaptırımlar ve yabancı finansal kuruluşların muhabir bankacılık ilişkilerine yönelik sınırlamalar, ABD dışında gerçekleştirilen işlemlerin dahi yaptırım riskleri çerçevesinde değerlendirilmesini gerekli kılabilmektedir.

Bununla birlikte, OFAC yaptırımlarının ABD hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar ile Türk hukukunda ortaya çıkabilecek sonuçların birbirinden ayrılması gerekmektedir. Bir kişinin veya şirketin OFAC yaptırım listesine alınması, tek başına Türk hukukunda malvarlığının dondurulması, faaliyet izninin sona erdirilmesi veya ortaklık haklarının sınırlandırılması sonucunu doğurmamakta, ancak ilgili Türk mevzuatında öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde yetkili makamlarca ayrıca işlem yapılması mümkün olabilmektedir.

Diğer taraftan, söz konusu yaptırımların Türk hukukunda kendiliğinden uygulanmaması, Türk şirketlerinin ABD yaptırım mevzuatından kaynaklanan doğrudan yükümlülüklerden veya ikincil yaptırım risklerinden etkilenmeyeceği anlamına gelmemektedir. Uluslararası finansmana erişim, sınır ötesi ödemeler, yabancı bankalarla kurulan ilişkiler ve mevcut ticari sözleşmeler bakımından önemli hukuki ve ticari sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.

Bu nedenle Türk şirketlerinin OFAC yaptırımlarına ilişkin riskleri değerlendirirken yalnızca yaptırım listelerini değil, ilgili yaptırım programının hukuki dayanağını ve kapsamını, işlemin ABD ile bağlantısını, uygulanabilir Türk hukuku hükümlerini ve mevcut sözleşmesel yükümlülüklerini birlikte dikkate almaları önem taşımaktadır.

 

Güncel Bilgilerden Haberdar Olun

Bilgi Havuzu & Haberler